MONTREUX BOĞAZLAR ANLAŞMASI İLE İLGİLİ HUKUKİ GÖRÜŞLERİMİZ

 

Son zamanlarda, KANAL İSTANBUL PROJESİ ilgili bir takım spekülasyonlar ve özelliklede, zeka özürlü bir takım politikacılarla, bir takım bilim adamının (!) akıllara zarar beyanlarını işittik. Bu zevata göre, KANAL İSTANBUL PROJESİNİN hayata geçirilmesi.20.Temmuz.1936 tarihli Montreux anlaşmasına aykırılık teşkil edermiş. Böyle bir iddianın, kötü niyet örneği olması bir yana, hukuki açıdan da son derece sığ ve anlamsız bir laf salatası olduğu izahtan varestedir.

Kanunlar, anlaşmalar ve tüm benzer hukuki araçlar, belli bir mesele ile ilgili, bir takım hukuki kurallar vazetmek için başvurulan kavramlardır. Bu hukuksal araçların, hangi meseleye temas ettiği, hangi sonuçlara varmak için vazedildiklerinin tesbiti için, hükümlerinin doğru bir biçimde yorumlanmaları gerekir. Bu yorum ise, sadece LAFZİ olarak değil, öncelikli olarak ruhları ile de, yani hangi amaca hizmet için vazedildiklerinin göz önünde bulundurulması ile yapılmalıdır.

Somut anlaşmaya gelince;

Burada bakmak gerekir. Bu anlaşma, MÜNHASIRAN BELLİ BİR BOĞAZIN KULLANILMASI AMACIYLA MI,YOKSA,BAŞTA KARADENİZE KIYISI OLAN ÜLKELERİNKİLER OLMAK ÜZERE,TÜM GEMİLERİN AKDENİZ’den, KARADENİZ’e GEÇEBİLMELERİNİ SAĞLAMAK İÇİN Mİ AKDEDİLMİŞTİR. Burada esas amaç, gemilerin iki deniz arasında serbestçe sefer yapabilmeleridir. Bu ulaşımın hangi yollardan sağlanabileceği, anlaşmanın ana gayesini teşkil etmemektedir. Anlaşmanın akdedildiği tarihte, Marmara denizi ve Karadeniz arasındaki yollardan biri, sadece İstanbul Boğazı olduğu için, anlaşmada zikri geçen boğazlardan biri olarak bu boğaz gösterilmiştir. Bu alternatifin yerine yeni ve başka bir alternatif getirilebiliyorsa, artık İstanbul boğazının bu anlaşmanın vazgeçilmez bir unsuru olduğunu iddia etmek mümkün olmayıp, getirilen yeni alternatif, anlaşmanın ihlali sonucucunu doğurmaz. Binaenaleyh, anlaşmanın işaret ettiği İstanbul Boğazı yerine, Kanal İstanbul’un bu amaca hizmet etmesi, sözleşmenin ihlalini değil, bu sözleşmenin başka bir vasıta kullanılarak yerine getirildiğini gösterir.

Bu sözleşmede, niçin, nasıl yapıldığı hususunu bir tarafa bırakırsak, anlaşmanın ihlali hususunun, akdin bir tarafı olan TÜRKİYE değil, DİĞER AKİTLER olduğu müşahade edilmektedir. Mezkur anlaşmaya göre, söz konusu su yolundan geçiş ücretleri, ALTIN FRANK üzerinden ödenecek iken, bugün bu bedelin çok altında ( takriben kırk beş misli altında ) bir bedel ödenmektedir. Bu ise, sözleşmenin önemli şartlarından birinin ihlali demektir. Nedense, yukarıda sözünü ettiğim zevat, bu gerçeği hiç dile getirmemekte ve sadece, ülkemizin yararına olacak bir girişimi, cahilce ve utanmazca engellemeye çalışmaktadırlar.

Diğer taraftan, biz meseleyi bir de, anlaşmanın TARAFLARI açısından ele almak isteriz. Anlaşmanın akit tarafları arasında, Bulgar krallığı, Elen krallığı, Yugoslav krallığı, Romanya krallığı, SSCB gibi, bugün esamisi okunmayan, çoktan tarihe karışmış devletler bulunmaktadır. Hindistan imparatorluğu da, bugün mevcut olmayanlar arasındadır. (bugün sadece Britanya ve İrlanda cumhuriyeti vardır) Yani, bu anlaşmanın taraflarından neredeyse tamamına yakın bir kısmı, bugün mevcut değildir. Beri yandan, tüm bu taraflar, MİLLETLER CEMİYETİ üyesi sıfatıyla, bu anlaşmayı akdetmişlerdir. Bugün ise ne bu krallıklar, ne SSCB ve ne de milletler cemiyeki diye bir teşkilat vardır. Dolayısıyla, bu anlaşmanın varlığını muhafaza ettiği hususunda da ciddi tereddütler vardır. Anlaşmada, bu anlaşma hükümlerinin, akit devletlerin yerine kurulacak yeni yönetimlerin halefiyetine sirayet edeceğine dair bir hüküm olmadığı cihetle, anlaşmanın varlığını sürdürdüğünü iddia etmek te hayli müşküldür.

Her şıkta, ücretlerin bugünkü rayicin kırk beş misli üzerine çıkarılması mümkün ve zaruri olduğu gibi, bu su yolunu kullanmak isteyenlere, yeni fiyattan teklif yapılması, ancak Kanal İstanbul yolu tercih edilirse, daha ucuz bir geçiş fiyatı teklif etmek, bir seçenek olarak sunulabilir. Beri yandan, tarihi bir şehrin güvenliği ve tarihi değerlerin korunması açısından, ki GÜVENLİK KAVRAMI anlaşmanın başlangıç kısmında yer alan bir kavramdır, İstanbul boğazının ulaşıma kapatıldığı ve yerine yeni su yolunun ikame edildiği her zaman ileri sürülebilir. Çünkü tarihi yalılar, kaleler BOĞAZIN MÜCEVHERLERİ ve DÜNYA MİRASI niteliği taşıdığı için, özenle muhafaza edilmesi gerekliliği, ciddiyeti tartışılamayacak güçlü argümanlardır.

Av. Ünal SOMUNCUOĞLU                            Fikret BİZİMCAN

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yaz


En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.

Paylaş