İMAN-I YE’S

 

Kardeşlerim ! İMAN-I YE’S, bütün hayatı boyunca iman sahibi olmamış ve fakat başına bir musibet geldiği zaman, aklı başına gelip, iman sahibi olan kimsenin elde ettiği imandır. Ne var ki, böyle gecikmiş bir iman, YÜCE RABBİMİZ  NEZDİNDE makbul değildir. Netekim, firavun, Kızıldeniz üzerlerine kapanıp, boğulurken, imana gelmiş ve YÜCE RABBİMİZE biat etmiştir. Lakin bu çok geç bir iman olduğu için, RABBİMİZ bunu kabul etmemiş ve onu Kızıldeniz’in sularında gark etmiştir. Bunun tek istisnası, Hazreti YUNUS kavminin gecikmiş imanıdır. Ve RABBİMİZ onların gecikmiş imanını kabul etmiştir. Bildiğiniz gibi, Kureyş’in ileri gelen zenginleri, Başta EFENDİMİZ (S.A.V.) olmak üzere, bütün müminlere türlü eza ve cefa etmişler ve İSLAMİYETİN yayılmaması için ellerinden gelen her fenalığı, her alçaklığı yapmışlardır. Lakin gün gelmiş, YÜCE RABBİMİZİN LUTUF ve TAKDİRİ ve büyük iman güçleri ile, İSLAMİYET başarı üstüne, başarı kazanarak, hızla yayılmaya başlamıştır. Kafirlerin başı olan ebu süfyan ve alçakların, alçağı karısı Hind, ki bu acuze Hazreti HAMZA (R.A.) yı, kölesi Vahşi’ye kalleşçe şehid ettirdikten sonra, mübarek bedeninden, kalbini sökerek yemiştir, İSLAMIN bu gücü karşısında, ne yapacaklarını şaşırmışlar ve selameti, EFENDİMİZE biat etmekte bulmuşlardır. Benim naçizane düşünceme göre, bu kadar büyük kötülüklerin faili olan bu rezillerin imanı, bir İMAN-I YE’s dir. Hatta o bile değildir. Çünkü ebu süfyan, zenginliğinin temeli olan ticaret hayatı sekteye uğrayınca, çaresiz kaldığı için iman eder gözükmüştür. Hiç şüphesiz doğrusunu RABBİM BİLİR. Lakin ben ne onların ve ne de, kötü tohum oğulları muaviye ile, ondan da kötü tohum torunları mervanın gerçek müminler olduğuna asla inanamıyorum. Öyle rezillikler, öylesine alçakça yapılan işler var ki, gerçek bir müminin bu gibi alçaklıkların faili olmak bir yana, hayallerinden bile geçiremeyeceklerinden eminim. Düşünün muaviyenin, diğer iblis amr ibnül as ile birlikte, HAZRETİ ALİ’ye karşı düzenledikleri şerefsizce tertipleri, düşünün bu ikili iblisin hile ve desiselerini ve servetlerini katlaya katlaya arttırdıklarını, düşünün HİLAFETİ gasbetmek için başvurdukları sınırsız alçaklıkları, düşünün, EFENDİMİZİN (S.A.V.) gözünün bebeği torunu HAZRETİ HÜSEYİN’i insafsızca şehid eden, torunları mervanın alçaklığının hudutsuzluğunu. Hangi mümin bu şerefsizlerin yaptığını aklından geçirebilir? Hangi mümin bunları toleransla karşılayabilir? Tekrar ediyorum, YÜCE RABBİMİZ, şakiden de mümin yaratabilir. Lakin bunların, BİZ MÜSLÜMANIZ dedikten sonra yaptıkları rezillikleri YÜCE RABBİMİZ kabul eder mi sanıyorsunuz? Ne var ki, EFENDİMİZE (S.A.V.), HAZRETİ ALİ’ye, EHL-İ BEYTE sevgisi olan hiç kimsenin bu iblislere iyi gözle bakması mümkün değildir. Lakin bu iblislere karşı duyulan nefretle, AL-İ ABA’ya duyulan sevginin, kendi tekellerinde olduğunu sanan Alevi kardeşlerimin bu tutumuna da bir türlü akıl erdiremiyorum. Her zaman söylemişimdir. Alevi kardeşlerimi gerçekten çok severim. Fakat, ne bu tekelciliklerini ve ne de biz SÜNNİlere karşı olan buğzlarını aklın hudutları içinde bir davranış olarak göremiyorum. Alevi Kardeşlerim, YAVUZ SULTAN SELİM HAN’a, nefret duyarlar. Neden? Şah İsmail’i yendiği ve İSLAMİYETİN önündeki bu engeli kaldırdığı için. Her zaman söylediğim gibi Şeyh İsmail iken fevkalade alim bir zat olan bu şahıs, Şah İsmail’e dönüştükten sonra, adeta kabuk değiştirmiş ve hırslı bir hükümdar olarak, engin ilmini inkar etmiştir. Şayet Şah İsmail, Şeyh İsmail olmakta berdevam olsa ve Selim Han’a köstek olmasa idi, tüm Avrupa, Osmanlı toprağı olmaktan kurtulamazdı. Keza, Alevi kardeşlerim, Sultan Mahmut ‘u da sevmez ve ona Sultan PALAMUT derler. Neden? Çünkü gerçek bir reformist olan Sultan Mahmut, tamamen tefessüh etmiş ve askerliği bırakıp, şakiliğe soyunmuş yeniçeri kalıntılarını etkisiz hale getirdiği için. Çünkü yeniçeriler BEKTAŞİ-ALEVİ geleneği üzere idiler. Bilmedikleri şu ki, o katledilen yeniçeri kalıntıları, gerçekten BEKTAŞİ-ALEVİ inancı üzerinde olsalardı, küffarla savaşmak yerine, milletin mazlum kesimini soyan şakiler olmazlardı. Tarihi gerçekleri bilmeden, bir takım safsatalarla, bir nefret ağı kurmanın kimseye faydası olmadığı gibi, KİN, NEFRET, KAN DAVASI gibi kavramlar, bizatihi İSLAMİYETİN reddettiği kavramlardır. İslamiyet, BARIŞ demektir, İslamiyet MUHABBET demektir, İSLAMİYET RABBİN YARATTIKLARINA SEVGİ İLE NAZAR ETMEK demektir. Şimdi söyleyin bana Alevi kardeşlerim, ben naçiz Ünal olarak, sizleri sevgi ile yad eder ve tüm muhabbetimle, sizlerle kucaklaşmak isterken, sizler beni neden reddediyorsunuz? Niçin, ibadetlerimizi birlikte yapmıyoruz? Niçin, RABBİMİZİN BUYRUKLARI ÜZERE KURULMUŞ EFENDİMİZİN SÜNNETİNİ, Kİ SEVDALISI OLDUĞUMUZ HAZRETİ ALİ,O SÜNNETİN EN BAŞTA GELEN UYGULAYICISI VE KORUYUCUSU İDİ, hep birlikte uygulamıyor ve muhteşem dinimizi parçalamaya çalışıyoruz? Böyle devam etmekle kimleri sevindirdiğimizi biliyor muyuz? Böyle devam etmekle, RABBİMİZİ, EFENDİMİZİ, ALİ’MİZİ ne kadar üzdüğümüzün farkında mıyız? Böyle devam etmekle, nasıl bir akıbetin bizleri beklediğini düşünebiliyor muyuz? Yapmayın Kardeşlerim, etmeyin. Hep söylüyorum. Kollarım ardına kadar açık, sizleri muhabbetle kucaklamak için bekliyorum. Yalvarırım beni daha fazla bekletmeyin. Her geçen gün bilin ki, bu milletin, bu ülkenin helake doğru gitmesine bizleri bir adım daha yaklaştırır. Gelin bu yanlıştan hep birlikte dönelim de, RABBİMİZE, EFENDİMİZE, ALİMİZE layık birer Müslüman olduğumuzu cihana gösterelim. ALLAH U EKBER.

Ünal SOMUNCUOĞLU

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yaz


En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.

Paylaş