BELİRSİZ ALACAK DAVALARI VE TÜRK TİCARET KANUNUNUN 4. MADDESİNİN SON FIKRASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK

 

ANAHTAR KELİMELER  : Belirsiz alacak davası, yazılı muhakeme usulü, basit muhakeme usulü, adil yargılanma, dinlenme hakkı, hakimin davayı aydınlatma ilkesi.

 

GİRİŞ             : Bir dava açılırken, kural olarak davacı, davasının miktarını (müddeabih) KESİN olarak belirlemek ve o miktar üzerinden dava açmak zorundadır. Lakin, bazı hallerde müddebih kesin olarak belirlenemez ve davacı kısmi dava açarak mahkemeye başvurur ve davanın seyrine ve özellikle de mahkemece tayin olunacak bilirkişi marifetiyle alacağın miktarı kesin bir şekilde belirlenince, o belirlenen miktar kadar müddeabihi arttırabilir. Kısmi davalar, olağan kısmi dava olarak adlandırabileceğimiz bir şekilde açılabileceği gibi, 6100  SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE hukukumuza giren, BELİRSİZ ALACAK DAVASI olarak ta açılabilir. Şu kadar ki, belirsiz alacak davaları ancak, yasada açıklanan şartları mevcut ise ikame edilebilen bir dava türüdür. Bu şartlar mevcut değil ise, artık BELİRSİZ ALACAK DAVASI değil, olağan kısmi dava açılabilir. Her iki dava türü arasında çok önemli farklar bulunmaktadır ki, aşağıdaki satırlarda bununla ilgili açıklamaları sunacağız.

I-BELİRSİZ ALACAK DAVALARI

Bir dava açılırken, yukarıda da belirttiğimiz gibi, dava miktarının (müddeabih) net ve kesin bir biçimde oraya konması lazımdır. Bazen bu mümkün olmayabilir. Özellikle de LİKİD olmayan alacaklarda, müddeabihin tam olarak tayin edilebilmesi mümkün değildir. Hocamız Baki KURU, buna örnek olarak, HAKSIZ FİİLDEN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARINI örnek göstermektedir. Ben buna, SÖZLEŞMENİN İHLALİNDEN DOĞAN TAZMİNAT DAVALARINI DA İLAVE EDİYORUM. Gerçekten, bir haksız fiile maruz kaldığınızda, veya yaptığınız bir sözleşmenin ihlali durumunda, tam olarak ne miktar zarara uğradığınızı tespit edemeyebilirsiniz. Böyle bir halde, başvuracağınız yol, BELİRSİZ ALACAK DAVASI AÇMAKTIR. Bu davada alacaklı, ZARARA UĞRADIĞINI, LAKİN BU ZARARIN KESİN MİKTARINI TAYİN EDEMEDİĞİNİ VE BUNUN DA OLAYIN ŞARTLARI NEDENİYLE KENDİSİNDEN BEKLENEMEYECEĞİNİ İFADE EDEREK, BELİRSİZ ALACAK DAVASI AÇTIĞINI VE KESİN ZARARIN MAHKEMECE TESBİT EDİLMESİ TALEBİ İLE, BELİRSİZ ALACAK DAVASI İKAME EDEBİLİR. Halen yürürlükte bulunan HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU ile getirilen yeni bir hukuki müessesedir belirsiz alacak davası, mahiyeti itibariyle KISMİ BİR DAVADIR. Lakin, diğer OLAĞAN KISMİ DAVALARDAN farklı hükümlere tabidir. Örneğin, olağan kısmi davalarda, zamanaşımı, alacağın dava açılmayan kısmı için işlemeye devam ederken, belirsiz alacak davalarında bu zamanaşımı işlemez. Keza, olağan kısmi davalarda, müddeabihin arttırılması bir ISLAH İŞLEMİ ile mümkün iken, belirsiz alacak davalarındaki müddeabih arttırımlarında, ISLAH  SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. Bu çok önemli bir husustur. Zira, olağan kısmi davalarda, ISLAH İŞLEMİ bir kereye mahsus olarak yapılabilirken, yani müddeabihi sadece bir kere arttırmak kabil iken, belirsiz alacak davalarında, ıslah söz konusu olmadığından, müddeabihin arttırılmasında bir kısıtlama yoktur.

II-TİCARİ DAVALARDA MUHAKEME USULÜ

Kural olarak ticari davalarda YAZILI MUHAKEME USULÜ uygulanır. Buna GENEL YARGILAMA USULÜ de denebilir. Bu yargılama usulünde çeşitli safhalar vardır ve bu safhalar, davanın mahkemece en iyi şekilde anlaşılmasını sağlamaya matuf safhalardır. (Dilekçelerin verilmesi aşaması ki bu aşamada, dava dilekçesi, cevap dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi, ikinci cevap dilekçesi gibi davanın açıklığa kavuşturulmasına yardımcı olabilecek dilekçelerin karşılıklı teatisini kapsar. Müteakip aşamalar ise, ön inceleme aşaması, tahkikat aşaması, sözlü yargılama aşaması, hüküm aşaması, kanun yolları aşaması gibi safhalardır.) Yani, bu yargılama usulünde, HAKİMİN DAVAYI AYDINLATMA YÜKÜMÜNÜ YERİNE GETİREBİLMESİ İHTİMALİ, DİĞER YARGILAMA USULLERİNE GÖRE ÇOK DAHA YÜKSEKTİR. Ticaret mahkemeleri ise, birer ihtisas mahkemeleridir ve bu mahkemelerin gördüğü davalar, özellik taşıyan ve diğerlerine nispetle çok daha fazla bilgi ve özen gerektiren davalardır. Değerli yazar Bülent Nuri KURDOĞLU bu özelliği, TİCARİ DAVALARDA PARASAL SINIR başlıklı makalesinde çok güzel açıklamıştır.

III-TÜRK TİCARET KANUNUNUN 4.MADDESİNİN SON FIKRASINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK

6102 SAYILI Türk Ticaret kanununun 4.maddesinin son fıkrası, yapılan değişiklik öncesinde şu hükmü taşıyordu.

(Ticari davalarda deliller ile bunların sunulması 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı hukuk usulü muhakemeleri kanunu hükümlerine tabidir.)

Yapılan değişiklik ise şu hükmü getirmiştir.

(Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı hukuk muhakemeleri kanununa tabidir. Miktar ve değeri yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır.)

Bu hüküm hiç şüphesiz, yüksek montanlı olmayan ticari davaların bir an önce görülmesi ve mahkemelerin yükünün bir an önce azaltılması amacıyla konulmuştur. Lakin niyet halisane olmakla beraber, bu hükmün getirilmesi, ticari davalar açısından ve özellikle belirsiz alacak davaları açısından pek doğru bir hüküm olmamıştır. Bunun sebeplerini açıklamadan evvel, BASİT YARGILAMA USULÜNÜN bazı özelliklerinden söz etmemizde yarar bulunmaktadır.

  • Basit yargılama usulünün bizim konumuzla ilgili en önemli özelliği, İDDİANIN GENİŞLETİLMESİ VEYA DEĞİŞTİRİLMES İ YASAĞININ, DAVA DİLEKÇESİ VERİLMESİ İLE BAŞLAMASIDIR. Yazılı yargılama usulünde bu yasak REPLİK dilekçesinin verilmesine kadar gündeme gelmez iken, basit yargılama usulünde bu yasak dava açıldığı anda gündeme gelir. Müddeabihin arttırılması ise, DAVA SONUCUNUN DEĞİŞTİRİLMESİ anlamına geldiği için, basit yargılama usulünde, dava dilekçesinde belirtilen alacak meblağının bir daha arttırılamayacağı sonucu ortaya çıkar. Halbuki, BELİRSİZ ALACAK DAVALARI, ÖZELLİKLE DE MÜDDEABİHİN HER ZAMAN ARTTIRILABİLMESİ VE SINIRSIZ OLARAK ARTTIRILMASI AMACIYLA HUKUK ALANINA GETİRİLMİŞ BİR DAVA TÜRÜDÜR. Belirsiz alacak davası olarak açılmış bir ticari davada, üstelik te belirsiz alacak davası açılabilme şartları mevcut iken, basit yargılama usulüne geçildiği anda, davacının, dava miktarını arttıramayacağı sonucu ortaya çıkar ki, böyle bir sonuç, BELİRSİZ ALACAK DAVASI İKAME ETMİŞ OLMANIN ANLAMINI YOK EDER. Bir başka deyişle, yasada bir kısıtlama olmaksızın bahşedilmiş bir hakkın, sebepsiz yere ortadan kaldırılmış olması neticesini meydana getirir. Bu durum da, AYNI YASADA ÇELİŞİK HÜKÜMLERİN MEVCUDİYETİNİ, yani bir hukuk devletinde olmaması gereken bir durumun ortaya çıkmasına neden olur. Torba yasalar, genellikle çok faydalı ve idarenin hızlı hareket edebilmesini sağlayan yasalardır. Lakin, önemli konularda ve özellikle de ticaret hukuku gibi, gerçek bir ihtisas isteyen bir konuda, torba yasalarla yeni hükümler getirilmesi son derece sakıncalıdır. Beri yandan, ticari davalar mahiyetleri itibariyle, çözümü özel bir ihtisas gerektiren özellikli davalar olduğu için, bu davalarda, SÜRATLİ ÇÖZÜM YERİNE, ÖZENLİ ÇÖZÜMLERİN DAHA TERCİH EDİLİR OLMASI EVLADIR. Gerçi, gecikmiş adalet, adaletsizliğin bir türüdür amma, özensiz adaletin sakıncaları kanımca daha fazladır. Yazılı muhakeme usulü, usuli muamelelerin uzun olması nedeniyle, davaların uzamasına sebebiyet veriyor ise de, karşılıklı yazışmalar ve gerekli delillerin, icabında Hakim tarafından da celbedilebilmesi imkanını bahşetmesi nedeniyle, kararların daha sağlıklı olarak verilebilmesini sağlayabilmektedir. Kaldı ki, yazılı muhakeme usulünde de, gerek taraflar ve gerekse bizatihi mahkeme, yasa hükümlerini gereği gibi uyguladıkları takdirde, gecikme de meydana gelmez. Bu suretle, HEM HAKİMLERİN DAVAYI AYDINLATMA İLKESİ VE HEM DE DAVA TARAFLARININ DİNLENME HAKLARI DA GEREĞİ GİBİ

KORUNMUŞ OLUR.

 

  • Benim bizzat takibettiğim bir davayı açıklamam, meselenin önemini daha belirgin hale getirecektir. 2014 yılında açtığım bir belirsiz alacak davasında, dava dilekçesindeki talebim sadece 10.000 lira idi. Davanın ilerleyen safhalarında yapılan bilirkişi incelemesi sonunda, hak kesbettiğimiz tazminatın ON BİR MİLYON DOLAR OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI ve biz de müddeabihi yükseltme imkanı bulabildik. Şayet o davada basit yargılama usulü uygulanabilir olsa idi, sonuç bir felaket olacak ve büyük bir hak muhtel olacaktı. Bu sakınca ve benzerleri, bu tabir caiz ise bir GECEKONDU hükmü bu şekli ile varlığını korudukça daima husule gelebilecektir.

 

  • Burada akla şöyle bir çözüm gelebilir. Yasaya bir hüküm ilave edilerek, basit yargılama usulünün BELİRSİZ ALACAK DAVALARINDA TATBİK EDİLMEYECEĞİ AÇIKLANIR. Yahut, basit yargılama usulü ile devam eden davada, davacı müddeabihi arttırdığı anda, yazılı usule geçileceği hüküm altına alınabilir. Değerli yazar KURDOĞLU, bir dava hangi yargılama usulü ile başlamışsa, o usule göre devam edilmelidir demekte ise de, ben bu görüşe katılmıyorum. Kanımca, sayın KURDOĞLU, yasanın bu günkü hali nazara alındığında, haklı görülür. Lakin yasada gerekli ilave yapılırsa, yargılama usulünün davanın seyri esnasında daime değiştirilebilmesi mümkün olmalıdır. Aksi halde, yukarıda da arzettiğimiz gibi, BELİRSİZ ALACAK DAVALARININ ÜSTÜ ÇİZİLMİŞ BİR DAVA ŞEKLİ OLARAK, USUL YASASINDA KADÜK BİR HÜKÜM OLARAK KALIR.

SONUÇ                     :

            1-Ticaret yasasının 4.maddesinin son fıkrasında 2018 yılında yapılan değişiklik yasada çelişki meydana getirmiştir.

            2-Davaların çabuk sonuçlandırılması son derece iyi niyetli ve doğru bir girişim ise de, bazı hallerde bu girişim tamamen ters sonuçlar husule getirebilmektedir.

            3-Belirsiz alacak davalarının sağlıklı bir biçimde ikame ve yürütülebilmeleri için, yasada acilen bir değişiklik yapılması şarttır. Aksi halde, TARAFLARIN DİNLENME HAKKI, Kİ ANAYASAL BİR HAKTIR, İHLAL EDİLMİŞ OLUR.

            4-Ticaret hukukuna ilişkin hükümlerin, torba yasalarla değil, daha fazla ihtisas sahibi kişinin katılımı ile, daha sağlıklı bir biçimde vazedilmelerinda yarar bulunmaktadır.

Av. Ünal SOMUNCUOĞLU

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yaz


En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.

Paylaş