BAZI VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİ VE KANUNA KARŞI HİLE

 

GİRİŞ  :

(……….Türk bankacılık sektöründe 1980 yılında başlayan serbestleşme programları sonucunda önemli değişiklikler ve gelişmeler yaşanmıştır. Bankacılık sektörü bu yıllardan sonra oldukça karlı bir hale gelmiş ve banka sayısı hızla artmıştır.2000 senesinde banka sayısı 82 ye yükselmiş ve rekor kırmıştır. Ancak bankacılık sektörü ondan sonra çeşitli krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Bu krizler arasında en ağır olanları 2000 kasım ve 2001 şubat krizleridir. Bu krizler sonucunda Türk bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması kaçınılmaz hale gelmiş ve yeniden yapılandırma planı uygulanmıştır……. Bazı düzenlemelerle bazı bankalar TMSF’ye devredilmiş ve bu bankalar finansal, operasyonel ve yapısal yönden yeniden düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra İSTANBUL YAKLAŞIMI uygulanmaya başlanmış ve VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİ kurulmasına karar verilmiştir…… Varlık yönetim şirketleri ile bankaların bilançolarında yer alan sorunlu kredilerin çözümlenerek, bankaların bilançolarının daha sağlıklı bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır….) (Şule Yüksel Yiğiter, Banka bilançolarında sorunlu krediler)…… Varlık yönetim şirketleri, sermaye yeterliliğini sağlayamayan bankaların aktifinde var olan sorunlu varlıklarını satın alarak, bankaları bu yükümlülüklerinden kurtarmakta ve kendi faaliyetlerine yoğunlaşmasını sağlamaktadır. ( Tahtakılıç, Bankacılık krizinde varlık yönetim şirketleri ve Türkiye üzerine değerlendirmeler)…….. Kriz dönemlerinde bankalar açısından en önemli nokta sorunlu varlıkların yönetimi ve tasfiyesi konusudur. Özellikle banka bilançolarında hızla artan tahsili gecikmiş alacaklar, bankalar için ciddi sorunlar meydana getirmiştir. Bu noktada VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİ bankaları bu yükümlülükten kurtararak, likidite açısından rahatlamalarına neden olmaktadır….

  • Varlık yönetim şirketlerinin kuruluş amacı bu olmakla ve alınan tedbirler son derece iyi niyetli olmakla beraber gerek bazı bankalar, ki bunlar özellikle yabancı kökenli bankalar ile, bazı özel Türk bankalarıdır ve DEVLET BANKALARI ASLA BU OYUNA KATILMAMIŞLARDIR, bu halisane tedbirleri öylesine istismar etmişlerdir ki, bu kez DEVLETİN başına yeni hazine yağmalayıcıları musallat olmuştur. Bu yağmanın ne suretlerde gerçekleştirildiğini aşağıdaki satırlarda açıklamadan evvel, VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİNİN tabi oldukları mevzuatı bir gözden geçirmemiz gerekmektedir.

II- 31 aralık 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4743 sayılı kanun çerçevesinde bankaların sorunlu varlıklarını yönetmek, aktiflerini daha likit hale getirmek amacıyla çeşitli düzenlemeler yapılmış ve VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİNİN kurulması teşvik edilmiştir. Daha sonra bu şirketlerle ilgili hükümler BANKACILIK KANUNUNA da ithal edilmiştir. Bugün yürürlükte bulunan 5411 sayılı Bankacılık kanununun 143. maddesi, bu şirketlerle ilgili bir düzenleme ihtiva etmektedir. Anılan hükmün bazı bentleri şu hükümleri taşımaktadır.

Md.143-( Bankalar ve fon dahil, diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıklarının satın alınması, tahsili, yeniden yapılandırılması ve satılması amacıyla, kuruluş ve faaliyet esasları KURUL (BDDK) tarafından belirlenen Varlık yönetim şirketleri de kurulabilir. Varlık yönetim şirketlerinin alacaklarının tahsili ve/veya diğer varlıkların yeniden yapılandırılması kapsamında alacak tahsili amacıyla edindiği gayrimenkul veya sair mal, hak ve varlıkların işletilmesi, kiralanması ve bunlara yatırım yapılması ve yine alacaklarını tahsil etmek amacıyla borçlularına ilave finansman sağlamak veya sermayelerine iştirak etmek dahil olmak üzere her türlü faaliyeti gerçekleştirmeye yetkilidir…………………….. Bu kanun kapsamında kurulan varlık yönetim şirketleri ile 4743 sayılı mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanunun bu kanunla yürürlükten kaldırılan 3.maddesinin 7.fıkrası uyarınca, KURULUN çıkarmış olduğu yönetmelik kapsamında kurulan Varlık Yönetim Şirketlerinin yaptıkları işlemler ve bununla ilgili olarak düzenlenen kağıtlar, kuruluş işlemleri de dahil olmak üzere, kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince 488 sayılı Damga vergisi kanununa göre ödenecek damga vergisinden,492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan, her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar  6802 sayılı Gider vergileri kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden, kaynak kullanımı destekleme fonuna yapılacak kesintilerden ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması hakkında Kanunun 39.maddesi hükmünden istisnadır……….) Bizim bu yazımızın konusunu bu hükümler ve bu hükümlerin gerek bankalar ve gerekse Varlık yönetim şirketleri tarafından nasıl bir yağma aracı olarak kullanıldığını gözler önüne sermek teşkil edecektir.

-Bu hükümler muvacehesinde, Varlık yönetim şirketlerinin faaliyet alanları şu şekilde belirlenmiştir.

1-Banka, tasarruf mevduatı sigorta fonu, diğer mali kurumlar ve kredi sigortası hizmeti veren sigorta şirketlerinin söz konusu hizmetlerinden doğan alacakları ile diğer varlıklarını satın almak, satabilmek, satın aldığı alacakları tahsil edebilmek, varlıkları nakde çevirebilmek veya bunları yeniden yapılandırmak

2-Alacakların tahsili amacıyla edindiği gayrimenkul veya sair mal, hak ve varlıkları işletebilmek, kiralamak ve bunlara yatırım yapabilmek

3-Alacaklarını tahsil amacıyla borçlularına ilave finansman sağlayabilmek

4-Banka, tasarruf mevduatı sigorta fonu, diğer mali kurumlara ve kredi sigortası hizmeti veren sigorta şirketlerinin söz konusu hizmetlerinden doğan alacakları ile diğer varlıklarının yapılandırılması veya üçüncü kişilere satılmasında aracılık veya danışmanlık hizmeti vermek

5-Ana faaliyetleri gerçekleştirmek üzere sermaye piyasası mevzuatı dahilinde ve gerekli izinleri almak kaydı ile, faaliyette bulunabilmek ve menkul kıymet ihraç etmek

-Varlık yönetim şirketleri bu faaliyetlerinin dışında hiçbir faaliyette bulunamazlar. Bir başka deyişle, BU ŞİRKETLER BİR MALİ KURULUŞ DEĞİL, SUİ GENERİS VE FAALİYET HUDUTLARI KANUN VE YÖNETMELİKLERLE BİLİRLENMİŞ ÖZEL KURULUŞLARDIR.

III-VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİNİN BAZI RESİM, HARÇLARDAN MUAFİYETİ İLE İLGİLİ ESASLAR.

-Varlık yönetim şirketlerinin resim ve harç istisnaları bir meselenin açıklığa kavuşturulmasını gerektirmektedir. Bir başka deyişle, bu istisnalar BİZATİHİ BU ŞİRKETLERE TANINAN İSTİSNALAR MIDIR? Yoksa bu istisnalar, ŞİRKETİN KENDİSİNE DEĞİL, SADECE BUNLARIN İŞLEMLERİNE TANINAN İSTİSNALAR MIDIR? Bu ayırım son derece önemli olup, uygulamada bu hususun nasıl istismar edildiğini anlayabilmeniz, bu noktanın vuzuha kavuşturulması ile mümkün olabilecektir.

-Evvelemirde bankacılık yasasının 143.maddesinin 5.fıkrasının lafzı, bize yeterli açıklığı getirmektedir. Bu hükme göre, ……….. KURULUN ÇIKARMIŞ OLDUĞU YÖNETMELİK KAPSAMINDA KURULAN VARLIK YÖNETİM ŞİRKETLERİNİN YAPTIKLARI İŞLEMLER ………… İBARESİ, İSTİSNA HAKKININ ŞİRKET BAZINDA DEĞİL, İŞLEM BAZINDA TANINDIĞINI ORTAYA KOYMAKTADIR. Beri yandan, bu konuda vaki bir takım ihtilaflar sonucunda YARGITAY HUKUK GENEL KURULU aşağıdaki kararı vermiştir. (…..Bankacılık kanununun 143.maddesi,MUAFLIKTAN DEĞİL, İSTİSNADAN bahsetmektedir. Dolayısıyla HARÇTAN MUAF OLAN DOĞRUDAN VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİ DEĞİL, VARLIK YÖNETİM ŞİRKETİNİN KURULUŞUNDAN İTİBAREN BEŞ YIL BOYUNCA YAPTIKLARI İŞLEMLERDİR….) (Yargıtay HGK 25 kasım 2009 tarih 12-529/549 sayılı kararı ) Görülüyor ki, meselenin düğüm noktası, hiçbir tereddüde mahal vermeyecek şekilde açığa kavuşturulmuş bulunmaktadır. Bu hususun böylesine ehemmiyet arz etmesinin sebebi nedir? Aşağıdaki satırlarda bu sorunun cevabını bulacaksınız.

-Bazı varlık şirketleri, son derece ilginçtir, kuruluşlarından bir süre sonra ve özellikle de kuruluşlarından itibaren dört yıl sonra, mevcut şirketi bir başka varlık şirketine devretmektedirler. Bu görünüşte tamamen yasal ve masum ve hatta, sermaye yapısını güçlendirmek amacını taşır gözükse de, aslında amaç tamamen başkadır. Varlık şirketleri, ilgili yasa ve yönetmeliklerle işlemleri için kendilerine tanınan vergi ve harç istisnalarının, sanki işlem bazında değil de, şirket bazında tanındığını varsayarak, yeni bir şirket kurmakta ve beş yılını dolduran veya doldurmak üzere olan işlemleri için, yeni bir beş yıllık muafiyet tanınacağını düşünmektedirler. Aslında işin böyle olmadığını kendileri de bilmektedirler amma, bile bile devlet hazinesini soymaktan geri durmamaktadırlar. YUKARIDA DA AÇIKÇA BELİRTTİĞİMİZ GİBİ, VARLIK ŞİRKETLERİNE TANINAN VERGİ VE HARÇ İSTİSNASI, ŞİRKETİN İŞLEMLERİ İÇİN TANINMIŞ OLUP, DEVREDİLEN ŞİRKET ZAMANINDA BU İŞLEM İÇİN NE KADAR SÜRE GEÇMİŞ İSE, YENİ ŞİRKET TE ANCAK BU KADAR SÜREDEN YARARLANABİLİR. Yani, alacak yeni şirkete devredilmekle, istisna süresi sıfırlanıp, BU ALACAK İÇİN YENİ BİR BEŞ YILLIK İSTİSNA SÜRESİ ELDE EDİLEMEZ. Ancak varlık şirketleri bu hukuksal gerçeğe rağmen, bu gerçeği göz ardı etmekte ve süresi dolan işlemler için de haksız olarak beş yıllık istisna süresini işletmekte ve böylece VERGİ VE HARÇ KAÇAKÇILIĞI YAPMAKTADIRLAR.

-Beri yandan, varlık şirketlerinin yeni bir şirket kurarak, alacaklarını bu yeni şirkete devretmek suretiyle İSTİSNA HAKKINDAN YARARLANMALARI BAŞKA AÇILARDAN DA MÜMKÜN DEĞİLDİR. Evvelemirde, varlık şirketlerinin, hangi kuruluşların alacaklarını devraldıkları takdirde vergi ve harç istisnasından yararlanacakları, kanun ve yönetmeliklerde belirlenmiştir. Bunların hangileri olduğu yukarıda okuyucularımıza açıklanmıştır. Varlık şirketleri ise, kanun ve yönetmeliklerde sözü edilen mali kuruluşlardan madut bulunmadıkları için, bunların bir birlerine alacak devretmeleri, İSTİSNA HAKKINDAN YARARLANMALARINA İMKAN VERMEZ. Saniyen, ilgili yasa ve yönetmeliklerin vazedildikleri tarihte, varlık şirketleri henüz hayata geçirilmemiş olduğu ve bu kurallarla hukuk hayatına başladıkları için, varlık şirketlerinin, yasa ve yönetmeliklerde sözü edilen kurumlar arasında bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Yani, bu kurallarda sözü edilen ve ALACAKLARININ TAHSİLİ VE YAPILANDIRILMASI AMAÇLANAN MALİ KURUMLARIN VARLIK ŞİRKETLERİ OLMADIĞI İZAHTAN VARESTEDİR.

IV- BAZI BANKALAR VE BAZI VARLIK ŞİRKETLERİNİN KOOPERASYONU SONUCU KAÇIRILAN VERGİLER VE ŞÜPHELİ ALACAK KAVRAMI

-Bankalar, donuk hale gelen şüpheli alacaklarını, yukarıda belirttiğimiz kanun ve yönetmelikler çerçevesinde, varlık yönetim şirketlerine devretmektedirler. Buraya kadar her şey normaldir. Ancak, bankalar bu işlemi yaparken, ortalama olarak, devrettikleri alacağın takriben YÜZDE BEŞİ kadar bir meblağı varlık şirketinden tahsil etmektedirler. Örneğin, devredilen alacak 100 lira ise, banka bu 100 liranın tamamını varlık şirketine devir ve temlik etmekte ve fakat bedel olarak bu meblağın sadece BEŞ LİRASINI varlık şirketinden tahsil etmektedir. Bu şekilde alacağının tümünü varlık şirketine devir ve temlik eden banka, geriye kalan ve varlık şirketinden tahsil etmediği 95 lirayı ŞÜPHELİ ALACAK OLARAK muhasebe kayıtlarına işlemekte ve bu meblağın vergisini ödememekte ve bu suretle Devlet hazinesini zarara uğratmaktadır.

-Oysa, 213 sayılı yasanın 323.maddesi çok açıktır. Bu hükme göre, (…… TİCARİ VE ZİRAİ KAZANCIN ELDE EDİLMESİ VE İDAME ETTİRİLMESİ İLE İLGİLİ OLMAK ŞARTIYLA, 1-DAVA VE İCRA SAFHASINDA BULUNAN ALACAKLAR………….  ŞÜPHELİ ALACAK SAYILIR.) Bu hükümden açıkça anlaşılan o dur ki, bir bankanın tahsil edemediği alacağını, şüpheli alacak olarak gösterebilmesi için, BU ALACAĞIN KESİNLİKLE KENDİ MAMELEKENDE BULUNMASI VE KENDİ MAMELEKİNDEKİ BU ALACAĞI TAHSİL EDEBİLMEK İÇİN, BU ALACAĞI BİZZAT DAVA VEYA İCRA TAKİBİNDE TUTMASI GEREKİR. Bu şart, şüpheli alacak kavramının OLMAZSA OLMAZIDIR. Bir başka deyişle, bu takip ve davalarla ilgili olarak, AKTİF HUSUMET EHLİHİYETİNİN BANKADA BULUNMASI GEREKMEKTEDİR. Lakin, alacağının tümünü varlık şirketine devreden bankanın, bu alacak üzerinde HİÇBİR MÜLKİYET VE TASARRUF HAKKI BULUNMAMAKTA VE DOLAYISIYLA BU TAKİP VE DAVALARI BİZZAT İKAME ETMEK HAKKI MEVCUT BULUNMAMAKTADIR. Bu hak devir ve temlik suretiyle, tümüyle varlık şirketine geçmiştir. Binaenaleyh, bankanın, kendine ait bulunmayan bir alacağı, ŞÜPHELİ ALACAK OLARAK KENDİ KAYITLARINA GEÇİRMESİ GAYRİ KANUNİ OLUP, VERGİ KAÇAKÇILIĞI SONUCUNU DOĞURUR. Alacağına mukabil, bankanın, varlık şirketinden kaş para aldığının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan, ŞÜPHELİ ALACAK OLARAK BANKA KAYITLARINA GEÇEN MEBLAĞIN, BANKANIN MAMELEKİNDE BULUNUP BULUNMADIĞIDIR.

-Konuya biraz daha açıklık getirebilmek için, alacağın temliki ile ilgili doktrin ve yargısal içtihatlara bir göz atalım. (……….TEMLİK, AKDİ BİR TASARRUF İŞLEMİ OLUP, BORÇ DOĞURAN BİR AKİT DEĞİLDİR. GERÇEKTEN DE BU AKİTLE BİRLİKTE, ALACAK HAKKI, ESKİ ALACAKLININ MAL VARLIĞINDAN ÇIKMAKTADIR. TEMLİK AKDİ YAPILIR YAPILMAZ, ALACAK DEVRALANA GEÇER. BU GEÇİŞ, BÜTÜN İMTİYAZ VE FERİ HAKLARLA BİRLİKTE OLUR….) ( Tekinay Borçlar hukuku, İstanbul 1993, 7.baskı, sh.241).

-Keza, Yargıtay 11.HD.15.03.1976  tarih ve 1977/1504, E.1976/751 K. sayılı ve Yargıtay 15.HD., 29.03.1977 tarih, 1977/3126 E. 1977/751 K. sayılı içtihadları ve ayrıca DANIŞTAY 1986/2768 E., 1987/1552 k.ve 10.06.1987 tarihli içtihadı aynı doğrultudadır. Özellikle mezkur DANIŞTAY KARARINDA, ŞÜPHELİ ALACAK KAYDININ ŞARTI OLARAK, ALACAĞIN SADECE BANKANIN KAYDINDA GÖZÜKMESİNİN YETERLİ OLMADIĞI, AYNI ZAMANDA BU ALACAĞIN, BİZZAT BANKA TARAFINDAN CİDDİ BİR BİÇİMDE SÜREKLİ TAKİPTE TUTULMASI, AKSİ HALDE, V.U.K.nun 323.MADDESİNDEKİ HAKTAN KESİNLİKLE YARARLANAMAYACAĞI İFADE EDİLMEKTEDİR. Bu olaylarda ise, ALACAĞINI VARLIK ŞİRKETİNE DEVİR VE TEMLİK EDEN BANKANIN, BU ALACAK ÜZERİNDE HİÇBİR MÜLKİYET HAKKI BULUNMADIĞI GİBİ, DOĞAL OLARAK HİÇBİR TASARRUF HAKKI DA BULUNMAMAKTADIR. Binnetice, BANKALAR, VARLIK ŞİRKETİNE DEVRETTİKLERİ ALACAKLARINI, HANGİ BEDEL KARŞILIĞINDA DEVRETMİŞ OLURLARSA OLSUNLAR, ARTIK KENDİ MAMELEKLERİNDE BULUNMAYAN BU AMACAKTAN ÖTÜRÜ MUHASEBE KAYITLARINA ŞÜPHELİ ALACAK KAYDI DÜŞEMEZLER, BUNU YAPMALARI HALİNDE VERGİ KAÇAKÇILIĞI SUÇUNU İŞLEMİŞ OLURLAR.

-Beri yandan, alacağı bankadan devralan varlık şirketi de, bu alacağı tahsil edinceye kadar, tahsil edemediği miktarı, muhasebe kayıtlarında ŞÜPHELİ ALACAK OLARAK GÖSTERMEKTEDİR. Dolayısıyla, her iki kurum da böylece BİR KOYUNDAN İKİ POST ÇIKARMAYA ÇALIŞMAKTA VE MALİYE HAZİNESİNİ MÜŞTEREKE ZARARA UĞRATMAKTADIRLAR.

V-BU HUKUKSAL VERİLER KARŞISINDA BAZI VERGİ DAİRELERİ İLE VERGİ MAHKEMELERİNİN TUTUMU

-Çalışma arkadaşım Fikret Bizimcan ile birlikte bu kanun dışı hususları ilgili vergi dairesine bildirdiğimiz halde, vergi dairesi, bizce anlaşılması imkansız bir şekilde, BANKALARIN BU TUTUMLARININ VERGİ KAÇAKÇILIĞI TEŞKİL ETMEDİĞİNİ, ÇÜNKÜ BUNLARIN KARŞILIK AYIRDIKLARINI İFADE ETMİŞTİR. Mevcut hukuki düzen karşısında, bu beyanın ne anlama geldiği gerçekten tarafımızca hiç anlaşılamamıştır. Bu nedenle, konuyu ilgili vergi mahkemesine taşımışızdır. Lakin, aradan bir seneden fazla bir zaman geçtiği halde, müracaat ettiğimiz vergi mahkemeleri, bizi bir pingpong topu misali, oradan oraya savurmuşlar ve bir türlü davaya hangi mahkemenin bakacağına karar verememişlerdir. Biz hala kimin haklı, kimin haksız olduğu hususunda bir neticeye varamamış bulunmaktayız. Bizim yaptığımız incelemeye göre, bankaların ve varlık şirketlerinin kanun ve yönetmelikleri fena halde ihlal ettikleri ortadadır. Ne var ki, ola ki, biz bir noktayı gözden kaçırmakta ve hukuki gerçekleri gereği gibi ortaya koyamamaktayız. Lakin bu hususun ilgili vergi daireleri ve ihtilafı çözümlemekle yükümlü vergi mahkemeleri tarafından süratle çözüme ulaştırılması ve hukuki  gerçeğin bizim düşündüğümüz gibi olup olmadığını bir an önce tespit edilmesi gerekirken, bu hususta hiç te makul olmayan bir şekilde işin sürüncemede kalması, bizce doğru bulunmamaktadır. Şayet biz haksız isek, haksız olduğumuza ikna edildiğimiz anda, bu hususu kamuoyuna açıklamaktan ve yanlış yolda yürüdüğümüzü kabul etmekten asla gocunmayız. Lakin, haklı isek, bu hakkı teslim etmeyenleri de yine TÜRK KAMU OYUNA TEŞHİR ETMEKTEN KAÇINMAYIZ.

SON  SÖZ :

Bankalar, yukarıda açıkladığımız üzere, ortalama olarak alacaklarının yüzde beşi tutarında bir bedel karşılığı alacaklarını varlık yönetim şirketlerine devretmektedirler. Varlık şirketleri ise, borçluların iliklerini kemiklerini sömürerek bu alacakları takip etmekte ve alacak miktarını vahşice uyguladıkları faizlerle, takriben yüzde üç yüz oranında arttırmaktadırlar. İşin bu şekilde yürütülmesi, kamuoyunda büyük bir memnuniyetsizlik meydana getirmekte ve faturası maalesef, konu ile hiçbir ilgisi bulunmayan HÜKÜMETE, haksız olarak çıkarılmak istenmektedir. Oysa, şayet bankalar iyi niyet sahibi iseler, niçin varlık şirketlerine devir ve temlik ettikleri bedel üzerinden alacaklı ile anlaşma yapmaktan kaçınmaktadırlar? Öyle ya! Madem ki, alacaklarının yüzde beşi bir bedel, onların borcun tasfiyesi zımnında razı oldukları bir orandır, bu imkanı hangi nedenlerle borçluya tanımaktan ve alacak dosyalarını bu şekilde kolayca kapatma yoluna gitmemektedirler. İşte, üzerinde önemle durulması gereken noktalardan biri de budur. Acaba bu işin altında, ÜLKEMİZİN, DEVLETİMİZİN PRESTİJİ İLE OYNAYARAK, DÜNYA KAMUOYUNDA ÜLKEMİZ HAKKINDA OLUMSUZ BİR ALGI MEYDANA GETİRMEK Mİ YATMAKTADIR? SİYONİST GLOBAL SERMAYENİN TÜRKİYE ÜZERİNDE OYNADIĞI OYUNLARDAN BİRİ DE ACABA BU MUDUR?

Av. Ünal SOMUNCUOĞLU

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yaz


En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.

Paylaş